Küreselleşme ve Kültürel Değişim
Ağustos 11, 2007 7:33 pm (Bütün Genellemeler Yanlıştır, Daha neler, Deneme)
1. GİRİŞ
1.1 Giriş metni ; “Küreselleşme” kavramına ilişkin farklı disiplinler değişik yorumlarda bulunmaktadır dolayısıyla önce yapmamız gereken küreselleşme kavramına ilişkin metodolojik bir yaklaşımda bulunmaktır.
1.2 Küreselleşme üzerine farklı düşünürlerden görüşler; Küreselleşmeye üzerine yapılabilecek olan ilk tanım olarak genellemeler esasına dayanarak ve alıntılayarak şunları söyleyebiliriz; ►Küreselleşme; uluslararası düzeyde ülkeler arasında mal, hizmet, uluslararası sermaye akımlarının ve teknolojik gelişimlerin hızlı bir şekilde artması ve serbestleşmesi nihayetinde ortaya çıkan ekonomik birtakım gelişmelerdir. “Ülkelerarası mal işlemleri, çeşitliliği, değer artışları, hizmetler, uluslararası sermaye akımları, teknolojinin çok hızlı ve yaygın bir şekilde yükselmesi ve bu sayılanların ülkeler arasında giderek serbestleşmesi sayesinde ortaya çıkan daha çok ekonomik kökenli gelişmeleri ifade eder[1]” ► “Bugün, piyasalara küresel perspektiften bakılıp uluslararası ilişkilerde ülkelerin geleneksel ekonomik, politik ve ulusal güvenlik analizi yapılırsa buna teknolojiyi de eklemeli, çevre ve kültür faktörlerini de göz ardı etmemeliyiz. Globalleşme, bu boyutları ile de dünya devletlerini önemli ölçülerde etkilemektedir.[2]” ►“Küreselleşme dediğimiz harikulade bir makineye benzer. İmha ettiklerinin karşılığını alır. Modern ziraatın makineleri gibi büyük ve hareketlidir. Fakat çok karmaşık ve güçlüdür. Koşarcasına sahalar açar ve sınırları önemsemez. Hareketlilik devam ettiğinden, makine, arkasında büyük tahribat izleri bırakırken, aynı zamanda büyük miktardaki refah ve zenginliği beraberinde getirmektedir. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmaktadır. Fakat direksiyonda kimse yoktur. Hızını ve yönünü kontrol eden bir iç dinamiği veya direksiyonu olmayan bir makine… Olabildiğince özgür ve de sınırsız… (Bu durum temelde onun kendi içsel istekleriyle yönlendirilmiş gelişme hareketi tarafından sürdürülmektedir). Makine, dünyayı yeniden yapılandıran, kendi kendine işleyen, bir ekonomik sistem draması oluşturan, zorunlu global endüstriyel devrimin zorunlulukları tarafından yönetilen modern kapitalizmdir[3]”. ►Küreselleşme dünyayı tek yer olarak kavrayan, yeni bir bilincin şekillenmesi olarak da ele alınılabilir. Bu doğrultuda “bir bütün olarak dünyanın somut yapılaşması” şeklinde yani dünyanın sürekli yeniden kurulan bir çevre olduğu düşüncesinin küresel düzeyde yayılması ekseninde tarif edilmiştir[4]. Ve son olarak; ►Küreselleşme; uzak yerleşimlerin birbirlerine, yerel oluşumların millerce ötedeki olaylarla biçimlendirildiği yada bunu tam tersinin söz konusu olduğu yollarla dünyayı ister istemez birbirine bağlayan, dünya çapındaki toplumsal ilişkilerin yoğunlaşmasıdır.[5]
2. TANIMLAR & KÜRESELLEŞMENİN ETKİLERİ
2.1 Başlangıç; Yukarıda alıntılama esasına dayanarak yaptığımız genel ve az çok üstü kapalı tanımdan sonra şimdi daha özel bir açıklama yapmak gerekmektedir. “Küreselleşme” dediğimiz şey en genel anlamı ile kapitalist üretim tarzının dünya genelindeki yayılma sürecidir. Durum böyle olunca dünya üzerinde küreselleşmenin etkilerinden fayda sağlayan birtakım kişiler, kuruluşlar ve ülkeler bulunmak zorundadır ve dolayısıyla durumdan faydalananların olduğu yerde gözlemleyebileceğimiz kayba uğrayanlar tarafında da çeşitli gruplar, sınıflar ve ülkeler olacaktır. Asıl olarak küreselleşme ile ilgili bir iki sayfa okuyabilen insan dahi kaybedenler tarafında işlerin her geçen gün kötüye gittiğini görmezden gelemez; küreselleşme dünya üzerinde her geçen gün göçlere, ekonomik, siyasal ve toplumsal buhranlara neden olmaktadır. Küreselleşme ile dünyada sınıflar ve ülkeler arasındaki uçurum günden güne artmaktadır çünkü küreselleşme kavramının içini dolduran temel öğe sermayedarların ve zengin ülkelerin kazançlarına kazanç katmasından başka bir şey değildir. Küreselleşme süreci toplumlara bir taraftan yeni olanaklar, yeni zenginlikler sunarken bir taraftan da doğası gereği yeni eşitsizliklerin ve sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Esas olarak 1980’li yıllardan itibaren ivmesini arttırmış olan küreselleşme ve küreselleşen ekonomi Sosyalist Sovyetler Birliğinin yıkılması ile savunmasız kalan doğu bloğunun şartlarının elverişsizliğinden ötürü bu coğrafyada üretim ve tüketim anlamında yayılma olanağı bulmuş, gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş olan ülkelerin dünya üretiminden aldıkları paylar arasındaki farkı hızla açmıştır. Küreselleşme ile XXI. yüzyıl sınıf sisteminde gözleyebildiğimiz, zengin ülkelerin ekonomi pastasından aldıkları pay, yani üretim teknolojisine sahip olan toplumların ve ülkelerin giderek daha da fazla zenginleşmesine II. ve III. dünya ülkeleri diye tabir edilen ülkelerin ise daha fazla fakirleşmesine neden olmuştur. Küreselleşmenin olumsuz etkilerinden kendilerini koruyamamış ülkelerde suç oranlarında artış gözlenmiş, bu ülkelerde işsizlik artmış ve kültürel – toplumsal karmaşa yaşanmaya başlamıştır. Küreselleşme ile ulusal ekonomilerin iç dinamiklerinin kontrolü yapılamaz hale geldiğinden piyasa ekonomisi birkaç büyük devletin ve büyük sermayedarların kontrolü altına girmiştir
2.2 Küreselleşmenin etkileri; Küreselleşme sürecinin hız kazanması ile ulus-devletlerin kendilerine sormaları gereken sorular da değiştirmiştir, bu süreçte ulus-devletlerin kendilerine sormaları gereken en önemli soru egemenliklerinin durumu olmalıdır çünkü uluslararası alanda paylaşımı artan ekonomik, siyasi ve askeri (Türkiye’ye için örnek verecek olursak Gümrük Birliği, Avrupa Birliği, NATO gibi) bağımlılıkların, ülkelerin toplumsal refahı artırıcı sosyal politikalar izlemelerine ve yürütmelerine engel oluşturmuştur. Sermayedarların güçlerinin iyiden iyiye artması ve dünyanın en büyük ilk 200 ekonomik gücünün büyük çoğunluğunu ülkelerin değil şirketlerin oluşturduğunu da düşünürsek devletlerin dünya ekonomisi üzerindeki etkilerinin ne kadar zayıfladığını daha iyi görebilmiş oluruz.Örnek olarak verebileceğimiz araştırmalardan Sarah Anderson ve John Cavanagh tarafından 2000 yılında hazırlanan “Top 200: The Rise of Corporate Global Power[6]” adlı raporda şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır: I. Ülke milli geliri ve şirket satışlarının karşılaştırılmasına dayanarak dünyanın en büyük 100 ekonomisinin 51’ini şirketler, 49 tanesini ise ülkeler oluşturmaktadır. II. En büyük 200 şirketin toplam satışı, yoksulluk içinde olan 1.2milyar insanın (dünya nüfusunun % 24’üne eşit) yıllık gelirinin 18 katıdır.En büyük 200 şirketin satışları, dünya ekonomik faaliyetinin % 27.5’ine eşittir. Bu şirketler, dünya işgücünün yalnızca 0.78’ini istihdam etmektedir. 1983-1999 yılları arasında, en büyük 200 şirketin kazancı % 362.4artarken, istihdam ettikleri işgücü yalnızca % 14.4 artmıştır. Bütün bu oluşumlar, küreselleşme sürecinin ulus ötesi şirketlerin çıkarlarına yönelik olması ve böylelikle insanlığın ortak çıkarını gözetmemesi açısından eleştirilebilir niteliktedir. Küreselleşmeye aşağıdaki tabloda görüleceği gibi kimi toplumlar önyargı ile bakmaktadırlar. Endonezya, Tayland gibi ülkelerde küreselleşmenin sosyal gerilimi arttırdığı, eşitsizliklere yol açtığı görüşü hakimdir.
3. KÜLTÜREL DEĞİŞİM
3.1 Türkiye’de Küreselleşme ve Kültürel Değişim; Küreselleşmenin hız alması ile dünya üzerinde az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler hızlı ve dengesiz, kontrolsüz bir değişim içerisine girmiştir. Bu hızlı, dengesiz ve kontrolsüz değişim ve gelişim içerisinde olan ülkelerde(ki buna Türkiye’de dahil olmak üzere) küreselleşme kavramı iletişim teknolojileri ve zenginlikleri ile doğru orantılı olarak uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel katmanlara ait siyasi, ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel ve hatta coğrafik sistemlerin birbirlerine karşı farkındalıklarının git gide artmasına neden olmuştur. Geçişgenlikleri ve birbirlerini etkileme güçleri iletişim teknolojileri ile arttığından küreye ait gelişmelerin tüm dünya üzerinde incelenip irdelenebilir hale gelmesine olanak sağlamıştır. Durumun böyle olması ister istemez etken ve edilgen güçleri ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte kendisine edilgenler sınıfında yer bulabilen Türkiye kültürel ve sosyal değişikliklerin içerisine girmiştir.
Küreselleşme en temelde toplumlardaki günlük deneyimlerin yapısını değiştirmektedir. Küreselleşme olgusu ile dünya üzerindeki kültürler dışarıdan bakılınca harmanlanmaktaymış gibi bir görüntü veriyorsa bile(fotoğraf 10^) aslında olmakta olan baskın olan para gücünün, iletişim teknolojilerine sahip olan sınıfın ve onları yönlendirebilme yetisine sahip yönetici zümrenin topluma dayatmak istediği kültürün insanlara empoze edilmesinden başka bir şey değildir. Küreselleşme ile birlikte dünya üzerinde yaşamakta olan insanların iletişim teknolojileri ile (televizyon – Internet vb.) birbirleri ile sosyal ilişkiler kurması sağlanmış ve dünya üzerindeki farklı uygarlıkların birbirlerine bağımlılıklarının artması yanında birbirlerine olan ihtiyaçları artmış gibi gösterilerek kültürel dengeler bozulmuştur. Tüm bunlardan sonra etnosantrizm (halk-bencillik) dediğimiz olgu ortaya çıkmıştır, örnek verecek olursak ismi Müslüman dünyasında fazla kullanılan birisinin ABD’ye vize alırken ilk önce terörle mücadele ekiplerince incelenme altına alınması halk-bencilliğe örnek verilebilir. Diğer yandan küreselleşme olgusunun toplumlara genel anlamıyla faydaları da dokumaktadır, küreselleşme ile insanlar aynı dünya üzerinde yaşadıklarının farkına varmışlar ve bireyler, gruplar, uluslar dünyanın bir ucundan diğer ucuna duyarlılıklarını artırmış ve birbirlerine karşı olumlu anlamda bağımlı hale gelmişlerdir; 1999 yılında yaşanan Marmara depreminde dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye yardım yağması yada 2005 yılında Amerika’nın New Orleans eyaletinde meydana gelen Katrina Kasırgası felaketini tüm dünyanın dehşet ve üzüntü içinde izlemesi bu duyarlılıklara örnek gösterilebilir.
“Küreselleşme kavramı bazen dünya toplumlarının birbirine benzeme süreçlerini, buna bağlı olarak tek bir global kültürün ortaya çıkmasını; bazen de toplulukların ve kimliklerin kendi farklılıklarını ifade etme ve tanımlama sürecinde kullanılabilmektedir… Aslında bu iki nitelik de, globalleşen kültürel yapılar ile farklılıkları, yerelliği ve tikelliği yaşama geçiren kültürel pratiklerin eşzamanlılığı, beraberliği ve birbirlerini tamamlayıcılığı, küreselleşme sürecinin tam da kendisidir”[7] Türkiye’den yola çıkarsak ve yukarıdaki fotoğrafta gözlemlediğimiz kompozisyonun oluşmasını sağlayan etkenlerden birinin de küreselleşme olduğunu kabul edersek son tahlilde söylenebilecek olan söz gelir dağılımındaki uçurumun günden güne arttığı olmalıdır. Küreselleşme ekonomik anlamda ele ilk alındığında, dünya üzerinde yaşam standartları yükseltiyormuş gibi görünse de zengin ve yoksul milletler arasında farkı hızla arttırmaktadır. Para psikolojik silah olarak kullanılmaya başlanmış ve dünya üzerinde ekonomik savaşlar yapılmaya başlamıştır. Baskın ekonomik kuvvetler küreye ait dengeleri bozmuş, kürede her geçen gün tüketim ve üretim artar hale gelmiştir. Para amaç emek ise paraya ulaşmak adına yalnızca araç olarak görülmeye başlanmıştır.
Gelir dağılımında ulusal sınırların önemsenmemesi yani ekonominin ve üretimin küreselleşmesi bize gelir dağılımında bu ülkelerdeki dengesizliğin nasıl arttığı sorusuna götürür. Uluslararası karşılaştırmada zengin ve yoksul insanlar arasındaki gelir dağılımı bozukluğu artmıyormuş gibi görünüyor olabilir, esas olarak dünyanın en yoksul ülkeleri nispeten küçük ülkelerdir, örneğin Doğu ve Güneydoğu Asya’nın geniş yüzölçümüne sahip ülkeleri üretim çarkına dahil olarak aslında hızlı bir şekilde büyümekte ve hayat standartlarını yükselmektedir. Öte yandan bu ülkeler global ekonomi içerisine büyük ölçüde teşvik de edilmektedir. Bu örnek, gelir dağılımında zengin ve yoksul ülkeler arasındaki dengesizliğin giderek büyümesine rağmen, buna benzer bir durumun bazen nasılda gözden kaçabildiğini bize göstermektedir.
Tarih geleneği ve tarih metodundan yola çıkarak küreselleşme kavramını gözden geçirirsek, gelişmekte olan ülke vatandaşlarının yaşam standartlarındaki kötüleşme gerçeğini bir kenara bırakabiliriz. Gelişmiş ve ekonomisini iyileştirmiş ülkeler de, sanayileşme süreci boyunca aynı aksaklık ve tecrübeleri muhakkak ki yaşamışlardır( yani Avrupa’da sanayi devriminin 1830’larda yaşanmış olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz). Bu ülkelerde gelişim süreçleri boyunca mecburen bazı bedeller ödemişlerdir, dolayısıyla yoksul kırsal bölgelerdeki üretim anlamında modernleşmeye geçişte (globalleşen uygarlıktan ötürü[8]) daha fazla başarısızlık ve sorun ile karşılaşılması bizi bu denli şaşırtmamalıdır. Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz ki, gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere göre, küreselleşmenin etkilerinden kendilerini daha iyi koruyabilmektedirler. Küreselleşme XXI. Yüzyıl toplumlarının kaçınılmaz sonu olarak görülüyorsa yapılması gereken şey bu süreçten en az hasarla çıkabilmenin yollarını bulabilmektir.
4.1 Yararlanılan kaynaklar, kitaplar, makaleler[9]
-JOON CHANG, Ha. Kapitalizmin İktisadi ve Entelektüel Tarihi Neoliberal Kapitalizmi Haklı Çıkartmak İçin Nasıl Yeniden Yazıldı? (Cambridge University, UK)
-ESGİN, Aslı. ULUS-DEVLET VE KÜRESELLEŞMEYE İLİŞKİN BAZI TARTIŞMALARC.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi Aralık 2001 Cilt : 25 No: 2 185-192
-YELDAN, Erinç. NEOLİBERALKÜRESELLEŞME İDEOLOJİSİNİN KALKINMA SÖYLEMİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER – BİLKENT ÜNİVERSİTESİ
-ÇUBUKÇU, Aydın. Küreselleşmenin Sosyal Demokrasisi - Aydın Çubukçu -SCHWAB, Peter & POLLİS, Adamantia. Küreselleşmenin İnsan Hakları Üzerine Etkisi
-ÖZPINAR, Ömer & ŞİMŞEK, Ergün. KÜRESELLEŞMENİN GETİRDİĞİ SORUNLAR VE BU SORUNLARA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Cilt XXII, Sayı 2, 2003, s. 1-11
-Dr. H. KÖSE, Ömer. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE DEVLETİN YAPISAL VE İŞLEVSEL DÖNÜŞÜMÜ (Sayıştay Baş denetçisi) -Doç. DR. ZENGİNGÖNÜL, Oğul. Nedir bu küreselleşme? Kaçabilir miyiz? Kullanabilir miyiz? Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Dokuz Eylül Üniversitesi Siyasa, Yıl:1, Sayı:1, Bahar 2005
-UÇUKOĞLU, Nihat. NEO-LİBERAL POLİTİKALAR, ÖZELLEŞTİRME VE SANAYİYE ETKİLERİ -Prof. DR. KORAY, Meryem. REEL KÜRESELLEŞME VEYA KÜRESELLEŞMENİN REALİTESİ
-GİDDENS, Anthony. (1994), SOSYOLOJİ (Haz.. Cemal GÜZEL),Ayraç Yayınevi Ankara (II.Baskı Kasım 2005) -SEZAL, İhsan. Öncü Sosyologların Kaleminden SOSYOLOJİ. Tekağaç Yayınevi (IV. Baskı Eylül 2004)
-SANDER, Oral. Siyasi Tarih, İlkçağlardan 1918’e. İmge Kitapevi (XIII. Baskı Ekim 2005)
[1] IMF World Economic - 1997
[2] Thomas FRIEDMAN “The Lexus and The Olive Tree” (Beyond The WTO: Alternatives to Economic Globalization, International Forum on Globalization, Nov’99)
[3] William GREIDER’in küreselleşme üzerine görüşü
[4] Marshall’ın küreselleşme üzerine görüşü
[5] Antony GIDDENS’ın küreselleşme üzerine görüşü
[6] “Küresel güç işbirliğinin doğuşu” Sarah ANDERSON – John CAVANAGH “2000”
[7] E. Fuat KEYMAN, ve Ali Yaşar SARIBAY, “Küreselleşme, Siyaset ve Toplumsal Yaşam”, Küreselleşme Sivil Toplum ve İslam, (Der.: E. Fuat KEYMAN ve Ali Yaşar SARIBAY), Vadi Yayınları, 1998
[8] SANDER, Oral – Siyasi Tarih Cilt 1 - sayfa 143
[9] Herhangi bir kronolojik yahut alfabetik sıra gözetilmemiştir.
“Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü Orkun PINAR (Aralık 2006 - Ocak 2007)”